Çok küçük.
İhtimaller, inançlar, davranışlar... Ne olduğuyla ilgilenmiyorum, bana olan etkileri derdim. O kadar korkağım ki konuya giremiyom. Etrafında küçük turlar atıyorum sadece.
Benim tanımım, biliyorum. Ona ait değil onun hakkında söylediklerim. Neyse, güçlü, en az ondan korkmamı sağlayacak kadar. Bir de beni kötü hissettirecek kadar -galiba- kötü. Galibası yok, beni kötü hissettiriyorsa... kötüdür. Gerçi küçükken öğrenmiştim korktuklarıma kötü demeyi. Ezberci miyim yoksa?
Oyun. Israrla oynamayı sevmiyorum hala. Maruz kalırsam eşlik ediyorum biraz. Ama o kadar, salakça buluyorum çoğu zaman. Kendimi kaybediyorum eğer bir oyunun içinde bulursam kendimi. En çok böyle zamanlarda oynaşıyor parmaklarım ve dikkatim ciddileşiyor.
Üstesinden gelinemeyecek bir durum değil. Kalıcı etkileri mutlaka olacak. Neticede benim tercihimdi evden bu kadar uzaklaşmak. Katlanacağım sonuçlarına. Hala kendimi avutacağım anılarım, şarkılarım, hayallerim ve adamlarım var. Eksik olmasınlar.
Ya da
Şımardım, terbiyesizlik ettim. Haksızlık ettim hiç haketmeyenlere.
Bilemedim.
7 Şubat 2008 Perşembe
Kontrol
- Mevzu karışık. İstersem anlaşılır şekilde anlatırım ama bu durumu değiştirmez. Fazla kafanı yorma bu yüzden.
- Yine de tatsız bir durum.
1 Şubat 2008 Cuma
Hiç körkütük sarhoş olmamıştı. Hatta ağzına içki bile sürmemişti. Yetişkinliğine kadar olması istendiği gibi ardından olması gerektiğine inandığı gibi yaşamıştı. Ki zaten bu iki yaşam tarzı benzerdi. Hep tutarlıydı, hiç varoluşçu krizlere girmedi. Güçlü inançlara doğmuştu, güçlü inançlarını sürdürdü de. Sürekli çalıştı, her gün. Çalışma aralarında tekrar çalışmak için dinlendi ve düzenli olarak ilaçlarını aldı.
Ne yabancı dili oldu ne kaçamak tatilleri. Akşam yemeğini ailesiyle birlikte yedi hayatı boyunca. Yemekten sonra meyveleri hep O dağıttı ailenin geri kalanlarına. Ne eksik ne fazla. Erkek torunlarına daha fazla servis yaptı. Ama asla heybesindeki meyveleri eksik etmedi. Asla taviz vermedi tarzından. Torunları tasvip etmediği şekilde yaşasa da hep sevdi onları.
...
Ne yabancı dili oldu ne kaçamak tatilleri. Akşam yemeğini ailesiyle birlikte yedi hayatı boyunca. Yemekten sonra meyveleri hep O dağıttı ailenin geri kalanlarına. Ne eksik ne fazla. Erkek torunlarına daha fazla servis yaptı. Ama asla heybesindeki meyveleri eksik etmedi. Asla taviz vermedi tarzından. Torunları tasvip etmediği şekilde yaşasa da hep sevdi onları.
...
27 Ocak 2008 Pazar
Dünden bugüne
Düne santralde kahveyle başladım. Eş dost, önceki gecenin dedikodusu, değerlendirmesi ve bir de tanıştırmacalar. Ardından iş; bolca prodüksiyon epeyce yurtdışı katılım. Hihayet Taksim ve akşam yemeği. Önce Araf'ta bir bira eşliğinde hem iş hem muhabbet. Bu arada festival programıyla ilgili kesinleşen ilk etkinliğin kapanış partisi olması tam gepgençlik. Nihayet Sulukule Dayanışma Gecesi'ne geçtik. Vur patlasın çal oynasın bir Sulukule gecesi bekliyorduk. Ancak geceye gelenler Fransız enteli abiler ablalar olunca ortalıkta şarap kadehleri ve kemik çerçeveli gözlüklü beyler bayanlardan başka sadece bizim ekip vardı. Saat ilerledikçe kalabalıklaştı mekan, dans etmek için yer kavgaları başladı. Allahtan "pardon" var, mekandakiler anlaşabildi bu kelime aracılığıyla, neyse.
Fazla uzatmadan evime döndüm. Ev halkı bir kaç film almış, duruma da uygun olsun diye Hitler'in son zamanlarını aktaran "Çöküş" isimli filmi izlemeye karar verdik. Arada O'na "gel artık" dedim, cevap vermedi. Ne olur ne olmaz, çarşafları değiştirip duşumu aldım. Zaten yapacaktım ya olsun daha bir özendim koltuk altlarımı yıkarken. Filme başlamadan son hazırlık olarak bir tabağa ekmek, domates ve peynir doğradım. Bir mavi bardakta şarap. İlk onbeş dakikadan sonrasında dalmışım. Rüyamda O'nu gördüm. Saçlarını kısa, belki iki parmak kestirmiş. Beyaza yakın sarı desem rengine.. Kulaklarında mor küpeler, gözlerinde mor bir makyaj. Ne yaptın kız kendine dedim gülümseyerek ve sarıldım. Dört aydır kumbaraya attığım okşamaların ve öpücüklerin bir kısmını harcadığımı hatırlıyorum. En güzel yerinde uyandım. Keyfim kaçtı, bu nedenle odamdaki yumuşatıcı kokulu yatağıma gitmedim galiba. Koltukta devam ettim uykuma. Pazar kahvaltımı hazırladım kalkınca. Yine domates, peynir ve farklı olarak yumurta ve biraz ateş yardımıyla vasat bir omlet. Bir de ne zamandır gözüme kestirdiğim sosisleri Halil sosuyla pişirdim. Sener'i uyandırmayı da hesaba katınca kahvaltı vaktinin gecikmesi anlaşılırdı, seviyorum Sener'le uyanma müzakerelerini.
Neticede yine santral, yine festival. Kimse yok ortalıkta, tek gürültü radyodan çalan müzik. Melankolimi işe dönüştürmek zorundayım bir kez daha. Amına koyayım.
25 Ocak 2008 Cuma
24 Ocak 2008 Perşembe
Bir bilsem nasıl birşey olduğunu. Yazabilsem yazasım, anlatabilsem anlatasım var. Neyi dinleyip efkarlanacağımı bilemedim. Kimin sesiyle kendimi avutayım, kimin sözüyle..
Ne yaşıyorum, kimin yaşamı..Nedir ayakta tutan beni, nedir bu gece tek başıma hissettiren...
Yaşasın beyazlar içindeki Müslüm Gürses. Üstüne gidiyorum, üstüme geliyor ben gittikçe. Birbirimize mi giriyoruz yoksa güç gösterisi mi olan biten. Ne oluyor lan..
Noktalama işaretleriyle anlaşmaktan öteye geçip bağırmak istiyorum. Kime ama. Kim ulan benim düşmanım.
21 Ocak 2008 Pazartesi
Bir Günlük Öykü
Yine geç uyandı. Sanki sadece birkaç dakika önce gözlerini kapatmış gibi hissediyordu. Yeni bir gün, yeni bir iş günü daha doğrusu. "Kalkmak gerek" dedi kendi kendine.
Öykü 26 yaşında, tanıyanların ortalama ateşli-işveli-balık etli bir Bursa güzelinden daha fazla ya da az güzel olmadığı şeklinde tanımladıkları bir kadın. Aldığı işletme eğitimine bir de yüksek lisans eklemiş "yine de" her sabah erkenden kalkıp bankaya gitmekten kurtulamamıştı Öykü'ye göre.
Kendini uykuya dalmamak için mücadele ederken buldu kimbilir kaçıncı defa. Çok sıkıldığını farketti bu durumdan ve bir anlaşma önerdi uykuya devam edilmesi ve kalkıp bir an önce işe gidilmesi gerektiğini düşünen iki Öykü'ye.
- "Ben kalkıyorum, siz ne haliniz varsa görün" dedi ve hızlıca kalktı yataktan. Tokası yine koyduğu yerden düşmüştü ama canını sıkmadı bu durum. Egzersiz yapmak için daha iyi bir fırsat olmaz diye düşünerek eğildi ve kalem tokasını düştüğü yerden aldı. Banyoya gitmeden önce aynada kendine baktı ve özellikle gözleriyle ilgilendi. Yatmadan önce yüz temizliğini atlamam gerekiyor diye düşündü. Önceki gece sevgilisinin gecenin sonuna doğru yere bakarak neredeyse hissiz bir şekilde sorduğu soru aklına geldi: "Benim ilgimi mi daha çok seviyorsun, yoksa ilginin kendisini mi?" demişti Doğan. Doğan'ı eskisi kadar sevmiyorum galiba dedi kendi kendine ve banyoya doğru ilerledi,
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)